–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Risale-i Nur ve Fıtrat Kanunları

Posted by HakanBa Temmuz 13, 2007

Risale-i Nur fıtrat kanunlarına uygun mudur?

Risale-i Nur fıtrat kanunlarına uygun mudur?
Bu suale cevap vermeden önce fıtrat kanunları hakkında kısaca açıklamalarda bulunalım:
Fıtraf kanunları:
Cenab-ı Allah’ın, “âdetullah,” “sünnetullah” diye tabir ettiğimiz kâinatta vaz ettiği ve âlemde câri olan kanunları ile insanın mahiyetine dercettiği kanunlarının hey’et-i mecmuasıdır.

Bu kanunların bir kısmi, kâinatta cârı olan kanunlardır ki, bu kanunları bugünkü tatbîkî ilimler keşfetmektedirler.

Meselâ, yerçekimi kanunu, suyun kaldırma kanunu gibi…

Diğer kısmı, insanın hilkatine dercedilmiş kanunlardır.

İnsan fıtratına nakşedilmiş kanunlardan bazılarını önemine binaen zikredelim:
* “Beşer dinsiz yaşayamaz.”
* “İnsan fıtratında mülkiyet esastır.”
* “İnsan acz ve zaaf üzere yaratılmıştır. Şefkate muhtaçtır.”
* “İnsan ihsanın kölesidir.”
* “İnsan tahakküm ve terörden hoşlanmaz.”
* “İnsan sadece maddî ve süflî bir varlık değildir. Midesi rızka muhtaç olduğu gibi, kalb ve ruhu da mânevî rızıklara muhtaçtır.”
* “İnsan ebed için halk olunmuştur. İnsan fıtratı ebediyeti arar, bekayı ister.”
* “İnsan sevdiğini anar, sevdiğini zikreder.”
*İltica, istiğfar, istimdat, dua ve talep fıtratın vazgeçilmez lâzımlarındandır.”
* “Fıtrat; insaniyete lâyık itibar ister.”
Kâinata vaz edilmiş, fıtrata nakşedilmiş bu kanunlar kâinattan koparılıp atılamaz, fıtrattan sökülüp çıkarılamaz.

İnsaniyet bu kanunlar arasındaki ilişkiyi kavradığı, dengeyi tesis ettiği zaman kemalini bulur.

Ancak, fıtrata nakşedilen bu esasları keşfetmek, kanunlar arasındaki dakik dengeyi kavramak, fıtrattaki bu muvazeneyi ş: tefsir etmek ve hayatın bütün tabakalarına, beşerin bütün ilişkilerine hikmet ve adaletle tam yansıtabilmek beşerin takatının fevkindedir.

Bu sebeple beşer, bu esasları ders verecek, bu hakikatleri talim ettirecek bir muallime, bir mürebbiye, bir müfessire muhtaçtır.

Bu muallim ve müfessir ise Kur’ân-ı Kerimdir, Furkan-ı Hakimdir.

Bu hakikat Risale-i Nurda şöyle dile getirilir:
“Evet, Kur’ân-ı Hakim, şu Kur’ân-ı azîm-i kâinatın en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır.
Evet, o Furkandır ki, şu kâinatın sahifelerinde ve zamanın yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.”
Bediüzzaman’a göre, şu muhteşem; muazzam ve mükemmel olan kâinat bir kitab-ı ekberdir.
Kur’ân-ı Hakim ise, “kâinat kitabınin kıraatıdır ve nizâmâtının tilâvetidir ve Nakkaş-ı Ezelisinin şuûnâtını okuyor ve fiillerini yazıyor.”

Bediüzzaman’daki bu tespitler bizi şu neticeye ulaştırmaktadır:

Fıtrat kanunlarını anlayabilmek için Kur’ân-ı Kerimi mütalâa etmek şarttır.
Risale-i Nur Külliyatını okuduğumuz zaman şu realite ile yüz yüze geliriz:

Risale-i Nur’un yüklendiği görev, kâinatta ve insan fıtratında câri olan fıtrat kanunlarını açıklamaktır.

Risale-i Nur, Kur’ân-ı Kerim’in hakiki ve mânevî bir tefsiri olduğu için onun maksadı; kâinat kitabını okumak, fıtratın gayesini, hilkatin neticesini beyan etmektir.

Çünkü, Cenab-ı Hak kâinatı insan için, insanı da marifet ve muhabbeti için halk etmiştir.

Bu hakikatları Bediüzzaman’dan dinleyelim:
“Katiyyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır.
Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır.

Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır.

Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

Evet, bütün hakiki saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır:

Onlar onsuz olamaz.

Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.

Onu hakiki tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten mübtelâ olur.

Evet, şu perişan dünyada, âvare nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahipsiz, hâmisiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?”
İşte Risale-i Nur’ların ilk ve en birinci gayesi, fıtratın en yüce neticesini anlatmak; yani Allah’ı bildirmek, onun muhabbet ve marifetini kalb ve ruhlara nakşetmektir.

Altı bin küsur sayfalık Risale-i Nur Külliyatı’nın mihveri budur.

Hep bu mânâ etrafında döner, durur. Onu anlatır, ondan bahseder.

Kalb ve gönülleri bu mânâ için tutuşturur, yakar.

Fıtratı aşk ile yoğrulmuş gibi sermest-i cami-i aşk olan Mevlânâ Câmi bu hakikati şöyle vecizleştirir
* Yeki hah: Yani yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor.
* Yeki han: Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
* Yeki cuy: Biri talep et, başkaları lâyık değiller.
* Yeki bin: Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar.
* Yeki dan: Biri bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.
* Yeki guy: Biri söyle, Ona ait olmayan sözler, mâlâyani sayılabilir

Bediüzzaman içtimai hadiselerdeki başarının sırrını da fıtrat kanunları ile açıklamaktadır.
Ona göre, beşerin içtimai hayatında bir çığır açan fıtrat kanunlarına uygun hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz.

Bediüzzaman içtimai hâdiselerdeki başarının sırrını da fıtrat kanunları ile açıklamaktadır.
Ona göre, beşerin içtimai hayatında bir çığır açan fıtrat kanunlarına uygun hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz.

Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.

İçtimai çarklar altında kalır, ezilir.

Fıtrata muhalefet edene fıtrat muvafakat vermeyecektir.

Bunun tarih sahnesinde yaşanan en canlı örneği komünizmdir.

Çünkü komünizm fıtrata muhalefet ettiği için yıkılmıştır.

Fıtrata muhalefet eden bütün sistemler er geç yıkılacak, param parça olacaktır.
Bediüzzaman, İslâmiyet ile fıtrat kanunları arasındaki ilişkiyi şu cümleler ile dile getirmektedir:
“Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği şeriatın hakaiki, fıtratın kanunlarındaki muvazaneyi muhafaza etmiştir.
İçtimaiyatın rabıtalarına lâzım gelen münasebetleri ihlâl etmemiştir.

Zaman uzadıkça, aralarında ittisal (bağlılık) peyda olmuştur.

Bundan anlaşılır ki;

İslâmiyet, nev’-i beşer için fıtrî bir dindir ve içtimaiyatı tezelzülden (sarsıntıdan) vikaye eden (koruyan) yegâne bir âmildir.” (İşaratül İcaz)

Prof Dr. Şener Dilek

Kaynak: SaidNursi.de 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: