–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Risâle-i Nur’un Yazılma Sebebi

Posted by HakanBa Temmuz 2, 2007

Risâle-i Nur’un Yazılma Sebebi

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Cenâb-ı Hakkın her asırda gelmesini vaat buyurduğu müceddidlerden, din yenileyicilerinden biriydi ve sonuncusuydu. Asrımızda çeşitli felsefi cereyanların alevlendirdiği küfür ve inkâr fikri kara bulutlar gibi Müslümanların ufuklarını sarmıştı. Müslüman çocukları Allah’ı, Peygamberi (asm) ve Kur’ân’ı tanımaz ve inkâr eder haldeydi. Okullar ve öğretmenler Allah’tan ve Peygamberden bahsetmiyorlardı. Müslüman çocuklarının böyle yetişmesi halinde ileride ülkenin topyekûn kaosa, anarşiye, şiddete, ahlâksızlıklara, fuhşiyata ve çeşit çeşit kötülüklere sürüklenmesi işten bile değildi.
Oysa İslâm dini indiği gün gibi tazeliğini koruyordu. Kur’ân gün geçtikçe, zaman ihtiyarladıkça gençleşiyordu. Sünnet-i Seniyyenin, ilimler ilerledikçe değeri anlaşılıyordu. İslâmın ter ü taze iman esasları modern teknolojiyle birlikte anlaşılır şekilde gözler önündeydi.
Diğer yandan Kur’ân okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı, incelemeyi, düşünmeyi, akıl yürütmeyi emrediyordu. Kur’ân tek harfi bile bozulmamış Allah’ın tek kitabıydı. Tazeliğini gün geçtikçe zihinlere nakşetmeye istidadı vardı. Kur’ân düşürüldüğü uçurumu asla hak etmemişti ve Kur’ân kendini savunmalıydı.
Müslümanlar dinlerinin kıymetini yeniden anlamalılar ve Batıdan görgü, görenek ve sosyal değer dilenmek yerine, yeniden aşkla ve istekle dinlerine sarılmalıydılar. Çünkü bozgunculuk, sapıklık, dalâlet ve fesatçılık olmadıkça aranan her türlü yenilik, Müslümanlık dininde bin dört yüz yıl öncesinden beri mevcuttu. Kur’ân bütün teknik buluşlara açık olmakla kalmıyor, Peygamberlerin hayatlarını ve mucizelerini örnek vererek, her türlü icadı arkasına teşvik kamçısı vurup destekliyordu. Kur’ân Müslümanlardan ısrarla ilim ve düşünce istiyordu. Asrımız eski asırlara nispeten daha fazla okumayı ve yazmayı başarmış, ilmi ve öğrenmeyi ön plâna almış, bilimi ve tekniği verimli biçimde kullanmış, en ücra yerleşim birimlerine kadar açılan okullarla kitaba bağlı medenileşmeyi önemser hale gelmişti. Böyle bir asırda okumayı farz kılan Kur’ân’ın anlaşılmaması düşünülemezdi. Fakat Kur’ân merhum Mehmet Akif Ersoy’un ifade ettiği gibi, asrın idrakine sunulmalı, asrın anlayışına göre yeniden yorumlanmalıydı. İslâmın ter ü taze iman esasları çağ insanının aklı seviyesinde yeni burhanlarla anlatılmalı, ispatlanmalıydı. İnkârın ve küfrün temellerinin ne kadar çürük olduğu bütün gören gözlere, işiten kulaklara, düşünen akıllara gösterilmeliydi.
İşte hicri on üçüncü asrın imamı ve müceddidi bulunan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğunu, Kur’ân’ın her geçen gün gençleşmekte bulunduğunu, Kur’ân’ın hep taze kalan değerleriyle anlaşılır olmayı çoktan hak ettiğini dünya insanına göstermek üzere, Allah’ın yardımıyla Risâle-i Nur eserlerini yazdı.
Başlangıçta yapayalnızdı. Karşısına türlü zorluklar çıkarıldı. Mahkeme mahkeme dolaştırıldı, suçlandı, idamla yargılandı. Fakat o yılmadı. Korkmadı. Umutsuzluğa kapılmadı. İradesini hep kavi tuttu. Müsbet davranıştan vazgeçmeyerek hep Allah’a tevekkül etti ve atması gereken hiçbir adımdan geri kalmadı. Girdiği bütün mahkemelerden beraat alarak, dâvâsının hak olduğunu adaletin eliyle de, mahkemelerin diliyle de ispat etti.
Risâle-i Nur kitaplarıyla Kur’ân’ı asrın anlayışına yeniden sundu, iman esaslarını yeniden tefsir etti, İslâm’ı yeniden yorumladı, ümmetin Sünnet-i Seniyye anlayışını yeniden tamir etti. Ve İslâmiyet’in barışçı, iyiliksever, doğru, yüksek bir insanlık dini olduğunu bütün dünyaya ilâan etti. Altı bin sayfayı aşkın Risâle-i Nur’lar ile tam bir iman inkılâbı gerçekleştirdi. Müslüman’ın imanını taklidi imandan tahkiki iman seviyesine yükseltti. Müslüman’ı araştırmacı ve tahkik edici bir üslûp ile yeniden ve daha yüksek şekilde imanına kavuşturdu. Müslüman’a, kâinata meydan okuyan bir iman kazandırdı. Şimdi bizlere düşen Risâle-i Nur eserlerini okuyup anlayarak, bu iman inkılâbı ile boyanmak, imanımızı güçlendirmek ve asrımızın verdiği küfür ve isyan fikrine inat, Allah’a kul olmaktır.
Süleyman Kösmene – Yeni Asya Gazetesi – 18.07.2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: