–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Anarşiyi Önlemede Risale-i Nur Örneği

Posted by HakanBa Temmuz 2, 2007

İnançsızlık; hürmet ve merhamet hissini yok eder


Giriş

Anarşist görüşlere göre, günümüz kapitalist toplumu, “bir tek insanlık”tan oluşmaz. Durumları ve işlevleri toplumsal olarak farklı olan, birbirinden farklı iki kampa bölünmüştür: Proletarya ve burjuvazi. Anarşist hareket Marksizm, Komünizm ve Bolşevizm kaynaklarından besleniyor. Ancak anarşistler, kendilerini, komünistlerin ve bolşeviklerin devletçi anlayışlarına karşı olarak nitelendiriyor, Marksizm’in iki hedefi olan sınıfsız ve devletsiz bir toplum sloganıyla hareket ediyorlar. Buna göre anarşistler hiçbir otoriteyi kabul etmiyorlar. Onlara göre devlet ve otorite belirli bir sınıfın elinde ve bunlar işçileri, emekçileri eziyorlar, onların haklarını gasp ediyorlar. Bu yüzden hedefleri, herkesin eşit şartlarda yaşadığı bir toplum. Anarşistler bunu şiddete dayalı devrimci metotlarla gerçekleştirmek için çalışıyorlar.
Son 80 yıl içerisinde dünyanın birçok ülkesinde anarşistler boy gösterdi ve örgütlendi. Türkiye’de 80 senedir, devrimci hareketlerin var olduğu bir gerçek. Ülkenin yetmişli yıllarda kan gölüne çeviren de bunlar. Günümüzde terör örgütü PKK ve uzantıları anarşistlik yapıyorlar. Bugün anarşi yerine terör kullanılıyor, anarşist yerine de terörist tercih ediliyor. Anarşi daha genel bir mânâ ifade ediyor. Toplumsal düzenin, aile ve devlet düzeninin bozulmasına anarşi diyebiliriz. Bunu yapanlar da kendilerini ne olarak isimlendirirlerse isimlendirsinler, anarşisttirler.

Said Nursî’ye göre anarşinin sebepleri

Said Nursî, anarşiyi ahir zaman ile ilgili hadis ve âyetlere göre değerlendiriyor. Hadislerde geçen “Deccal” kavramını ve âyetlerde geçen “Yecüc ve Mecüc” kavramının anarşiyle bağlantısını ele alıyor.
Said Nursî’ye göre Deccal, Hıristiyanların sosyal hayatlarını idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe zemin hazırlamıştır. Ona göre büyük Deccal komünizm ve bolşevikliktir. Bu cereyanları “dehşetli dinsizlik cereyanları” olarak nitelendirmek de mümkündür. (Nursî, Bediüzzaman Said, Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, 1994, s. 467, 512.) Ye’cüc ve Me’cüc’ün komünistlik içinde ortaya çıkan anarşistlik olduğu yorumunu yapan Said Nursî’ye göre, Fransız İhtilâlinde hürriyetperverlik tohumu ve onun aşılamasıyla sosyalistlik türedi, sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden aşıladığı fikir daha sonra Bolşeviklik’e inkılâp etti. Bolşeviklik dahi çok ahlâkî, kalbî ve insanî mukaddesleri bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verir. Nursî, bunun sebebini de şu şekilde açıklar:
“Çünkü kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir, daha siyasetli idare edilmez.” (Nursî, Şuâlar, s. 507-508.)
İşçi sınıfının emeğini kurtarmak için yola çıkan ve her türlü şiddeti mubah sayan inançlara savaş açan Marksizm ve komünizm’den beslendiğinden anarşistlerin kalbinde hürmet ve merhamet duygusu kalmaz. İnsanî, ahlâkî ve kalbî mukaddesleri kaybolan kişiler de insanları acımadan öldürür, mallarını gasp ederler. Bunu da amaca ulaşmak için normal görürler. Çünkü insanın fıtrî olarak serbest bırakılan duygularını ve kuvvelerini ancak inanç ve ahlâk ilkeleri sınırlayabilir. İnançsız bir insanda ahlâk zaafa uğrar, kuvveler ve duygular ifrat ve tefrit arasında bocalar, bu da insanları acımasız, merhametsiz, kalpsiz yapar.

Komünist fikirler insanlığı etkilemeye devam ediyor

Nursî, kuzeyde çıkan Komünizm’i, “kızıl tehlike” olarak nitelendirerek, bunun anarşistlik tohumunu saçtığını, nesil ve milliyeti mahvettiğini, herkesin çocuklarını kendine alıp karabet ve mülkiyeti izale ettiğini, insanlığın medeniyetini ve sosyal hayatı bütünüyle bozmaya yol açtığını söyler. (Nursî, Şuâlar, s. 340) Ona göre komünistlik perdesi altında anarşistlik, “emniyet-i umumiyeyi” bozmaya dehşetli bir şekilde çalışmaktadır. (Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, 1994, s. 260) Bugün komünistler bizim ülkemizde ya da başka ülkelerde sayıca çok gözükmeseler bile komünizmin getirdiği anarşiye, ahlâksızlığa sebep olan inançsızlık ve sınırsız özgürlük fikirleriyle insanlığı etkilemeye devam etmektedirler. Bu yüzden mücadele dinsizliği, inançsızlığı, ahlâksızlığı yayan izmler, fikirlerle olmalı; ve bu devam etmeli.
Said Nursî, Hazret-i Muhammed’in (asm) getirmiş olduğu dinin ebedî olan bir kısım hükümlerini nefis ve şeytanın desisesiyle bozmaya çalışan bir cereyanın varlığından bahseder. Bu cereyan insanlık hayatının maddî ve mânevî bağlarını bozar, serkeş, sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer. Kokuşmuş heveslerin bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestlik ve istibdadın tıpkısı olan bir özgürlük vermekle dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki bu durumdaki insanları ancak istibdatla idare etmek mümkün olur. (Nursî, Şuâlar, s. 512.)

Dine irtica damgası vurulamaz

Bu izahlardan anlaşılmaktadır ki, kişinin inanmış olduğu dininin bağlarından kopmuş olması, nefsinin ve kötü arzularının esareti altına girmesi onu anarşist yapar. O insan maddî ve manevî hiçbir şeyden korkmaz hale gelir. Özellikle de İslâm dininin zincirinden çıkanlar başka bir dine de giremez, dinsiz de olamaz. Olsa olsa anarşist olur. Nursî, Emirdağ Lâhikası isimli eserinde Risâle-i Nur’un esas amacının imanı kurtarmak ve Allah rızasını elde etmek olduğunu bildirdikten sonra, ikinci derecede dünyaya ait bir görevinin de, bu millet ve vatanı anarşistlik tehlikesinden kurtarmak olduğunu ifade eder ve şöyle der: “Çünkü bir Müslüman başkasına benzemez. Dini terk edip İslâmiyet seciyesinden çıkan bir Müslüman, dalâlet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.”(Nursî, Emirdağ Lahikası, Yeni Asya Neşriyat 1994, s. 301.) Terörün silâhla önlenmesi mümkün değildir. Onun beslendiği fikrî kaynaklarla, fikrî olarak mücadele etmek gerekir. Bizim ülkemizde teröristler, çoğunlukla Marksist ideolojilerden beslenmektedir. İslâm dininin adını kullanarak terör yapan, anarşiye bulaşan insanlarla da fikrî olarak mücadele edilebilir. Bu da ancak, laikliğin bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi dine karşı değil, dinî özgürlüklerin önünü açan bir sistem olarak anlaşılmasıyla ve tatbik edilmesiyle mümkündür. Ne yazık ki, ülkemizde laiklik dinsizlere ve ahlâksızlara alabildiğince özgürlük tanırken, dine ve dindarlara kısıtlama getiriyor ve sık sık irtica yaygaralarıyla asayişe yardımcı olmak isteyen samîmî dindar Müslümanlar rencide ediliyor. Bu da asayişi bozmak isteyen bazı karanlık güçlerin işine yarıyor. Dine irtica damgasını vuran insanların, anarşi ve terör hesabına çalıştıklarını bilmelidirler. Terörün ve anarşinin panzehiri İslâm dinidir. Çünkü İslâm dini barış ve kardeşlik dinidir. İslâm dini özgürlüğü Allah’a kul olmakla sınırlandırarak, insanları hayvanlardan farklı ve üstün bir konuma getirmektedir.
Bu yüzden Nursî, bu ülkede dindarlara cephe alan insanların, siyaseti dinsizliğe âlet etmek istediklerini veya komünistlik perdesi altında bu mübarek vatanda, bilerek veya bilmeyerek, anarşistliği yerleştirmek istediklerini bildirir. Ona göre bir Müslüman, İslâmiyet dairesinden çıksa mürted ve anarşist olur. Sosyal hayata bir zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiçbir hukuk tanımaz, insaniyet seciyesini canavar hayvanlar seciyesine çevirir. Ahirzamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cüc’ün komitesi, anarşistler olduğuna Kur’ân işaret ediyor. (Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 383)
Aynı konuyla ilgili olarak Nursî, bir İsevi’nin Müslüman olması durumunda, İsa Aleyhisselâm’ı daha fazla seveceğini, bir Musevi’nin Müslüman olması durumunda Musa Aleyhisselâm’ı daha fazla seveceğini açıkladıktan sonra, “Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhisselatü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemalata medar hiçbir halet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur” der. (Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 457)

Ahlâkta anarşi Bu ülkede 1950 öncesinde dinsizlik ve inançsızlık tohumlarının devlet eliyle ekilmesinden dolayı, hiçbir kural tanımayan, ahlâksız, namusları payimal etme arzusunda olan, insanların canına, malına, mülküne zarar veren anarşistler ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Nursî’ye göre, günümüzde sosyal hayatı idare eden en önemli bir esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmıştır. Bazı yerlerde gayet elim ve biçare ihtiyarlar, peder ve valideler hakkında dehşetli sonuçlar veriyor. Risâle-i Nur, bu müthiş tahribata karşı girdiği yerlerde mukavemet ediyor. Ona göre Kur’ân seddinin sarsılmasıyla ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşistlik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor. (Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 111) Nursî, burada anarşinin ahlâkî boyutuna da dikkat çekiyor. İhtiyarları, acizleri, zayıfları incitmek, namusları payimal etmek ahlâktaki anarşinin en büyük tezahürlerindendir. Bunu ortadan kaldıracak olan da Kur’ân’ın düsturlarıdır. Avrupa insanlığın ortak malı olan teknolojide ileri gitmekle birlikte ahlâkta büyük bir anarşi, kargaşa yaşıyor. Avrupa ve Amerika’dan ülkemize gelen insanlar, ülkemizde kendilerini daha güvende hissediyorlar. Biz ise bu güveni laikliği dine özgürlük tanımak olarak anlayarak artıracağımız yerde, ortadan kaldırmak istiyoruz. Ülkede huzursuzluk çıkaran, ahlâkta anarşistlik yapan, teröristlik yapan insanların nereden beslendiklerini iyi araştırmak gerekir. Bir insanı haksız yere öldürmenin bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cinayet olduğunu söyleyen bir dine inanan ve onu yaşama gayreti içinde olan kişiler herhalde bu tür oyunların içine girmezler ve girmemişlerdir de. İslâmı terör yapmaya uygun zannederek onu kullananlar, İslâma en büyük zararı veren kimselerdir. İslâm hiçbir zaman anarşi ve terörü desteklemez.

Anarşistliğin kaynağı dinsizliktir

Önemli olan İslâmı doğru bir şekilde öğrenmektir. Bu açıdan bazı kesimlerin ısrarla görmezden geldikleri Risâle-i Nurlar asrımızda doğru İslâmiyet’in anlaşılmasında çok önemli bir referanstır. Said Nursî yazmış olduğu eserlerinde, “Dahilde cihad manevîdir” diyerek, kendisine tabi olanları, bütün Müslümanları asayişi korumaya çağırmış, kendisini mevcut idareye karşı isyana çağıran Şeyh Said gibi kimselerin bu dâvetini anarşiye sebep olur düşüncesiyle reddetmiştir. Bu açıdan Said Nursî ve onun eserlerini okuyarak Allah’a, ailelerine ve topluma karşı görevlerini yerine getiren samîmî Müslümanlar teşvik ve tebrike lâyık iken hiç de hak etmedikleri ithamlara maruz kalmışlardır. Bu ithamlar yüzünden yüz binlerce genç insanın İslâmı doğru öğrenmesinin de önüne geçilmiş, bilerek ya da bilmeyerek bu gençler anarşiye, ahlâksızlığa, asayişi bozmaya yönlendirilmişlerdir. Son günlerde üniversitelerde ve liselerde meydana gelen ya da getirilen olaylara âlet olan gençler araştırıldığında, bunların sağlam dinî inançlardan mahrum oldukları görülecektir. Bu mahrumiyet onlardaki merhamet ve şefkat duygularını dumura uğratıyor. Bu da başkalarına haksızlık yapmaktan zevk alır bir duruma gelmelerine sebep oluyor.

Asayişin olmazsa olmaz beş esası

Bütün bu izahlardan anlaşılmaktadır ki, anarşinin sebebi dinsizlik ve inançsızlıktır. Nursî, dinsizliğin “medeniyeti tahribe ve anarşistliğe yol açtığını” söylüyor. (Nursî, Divan-ı Harb-i Örfi, Yeni Asya Neşriyat, 1994, s. 70-72) Çünkü din ve inanç insana Allah’a, kendisine, topluma ve çevresine karşı bir sorumluluk duygusu veriyor. Zaten Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olan bir insan, Allah’a ve diğer iman esaslarına sağlam bir şekilde inanan bir insan, Allah’ı sever, bütün insanları ve diğer canlıları da Allah’ın yarattığı varlıklar olduğu için sever. Başkasının hakkını gasbettiğinde, malına, canına zarar verdiğinde bunun hesabını vereceğini düşünür, Allah’ın sevgisinden ve rahmetinden mahrum olacağını aklına getirir ve mümkün olduğu kadar hiçbir kimseye zarar vermez. Eğer bazen hataları olursa da, bu hatasından çabuk döner. Bu yüzden inancı sağlam olan bir insan sevgi dolu ve merhametli bir insan olur. Toplumun huzuru da bunlara bağlıdır. Bu toplumun huzurlu olmasını isteyenlere, İslâm dinini yaşamak isteyen insanlara “mürteci damgası”nın vurulması, insanların dinden uzaklaştırılmak için planların yapılması, hep teröristlerin, anarşistlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Nursî’ye göre, İslâmın insana verdiği şefkat, merhamet, hak ve hakikat, bir Müslümanın asayişi bozacak davranışlara girmesini engelliyor. Ona göre, bu millet ve vatanın sosyal ve siyasî hayatının anarşilikten kurtulması için beş esas zarurîdir. Bunlar da, merhamet, hürmet, emniyet, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek, serseriliği bırakıp itaat etmektir. Zaten Risâle-i Nur da, bu beş esası temin etmeye çalışarak, asayişin temel taşını sabitleştiriyor. (Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, 1994, s. 186.)
Burada bildirilen beş esası insanların kalplerinde yerleştirecek olan da sağlam imandır. Sağlam bir inanca sahip olan insanlar, merhametli olur. Zayıflara, acizlere, masumlara acırlar. Kimseye kötülük yapmazlar. Hürmetli olan bir kimse de, başkalarının hakkına, hukukuna saygı gösterir. Emniyet sahibi olan, yani güvenilir olan bir insan, elinden ve dilinden insanların zarar görmediği bir insandır. Bir insanın helâl olanları bilmesi, helâl olan fiillere yönelmesi, haramları bilip onlardan çekilmesi zaten onun kendisine de, topluma da faydalı bir insan olduğunu gösterir. Bütün bu dört özelliğe sahip olan bir kimse ise, serseriliği bırakır ve itaat eder. Anarşist ve terörist olmaz. İşte bütün bu özellikleri insana kazandıran İslâm dinidir. İslâm dininin toplumla yerleşmesini, yayılmasını istemeyen insanlar, toplumun huzur ve mutluluğunu da dinamitleyen insanlardır.

Anarşiyi önlemede Risâle-i Nur örneği

Bediüzzaman Said Nursî’nin telif etmiş olduğu Risâle-i Nurları okuyan, bununla imanlarını kurtaran insanlar, bu beş esası öğreniyor ve tatbik ediyorlar. Nursî bunun örneğini de kendisi veriyor ve şöyle diyor: “Emniyeti ihlâl vehmiyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü ammeyi kırmak kastıyla tahkirkârâne, aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil, hadsiz ehl-i hakikatin ve nesl-i atinin takdirkârâre alkışlamaları var diye ihtar edildi.

Dindarlar asayişi bozucu olamaz
“Evet, komünist perdesi altında anarşistliğin emniyet-i umumiyeyi bozmaya dehşetli çalışmasına karşı, Risâle-i Nur ve şakirtleri, iman-ı tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı durduruyor ve kırıyor, emniyeti ve asayişi temine çalışıyor ki, pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden, bu yirmi senede alâkadar üç dört mahkeme ve on vilayetin zabıtaları, emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını bulmamış, kaydetmemiş. Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: ‘Nur talebeleri manevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkiki ile, Nur’u okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar. Emniyeti temine çalışıyorlar.’

“Bunun bir numunesi Denizli hapishanesidir. Oraya Nurlar ve mahpuslar için yazılan Meyve Risâlesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarane bir salâh-ı hal aldılar ki, üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana nafi bir uzuv olmaya başladı. Hatta resmî memurlar bu hale hayretle ve takdirle bakıyordular. Hem daha hüküm almadan bir kısım gençler dediler: ‘Nurcular hapiste kalsalar, biz kendimizi mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız, ta onlardan ders alıp onlar gibi olacağız, onların dersiyle kendimizi ıslâh edeceğiz.’”(Nursî, Lem’alar, s. 260)
Bu örnekler de gösteriyor ki, sağlam bir iman dersi alan insanlar, cani de olsalar, merhametli bir insan haline dönüşüyor. O halde anarşi ve terörden kurtulmanın çaresi, insanları dinsizliğe, inançsızlığa ve ahlâksızlığa sevk etmek değil, imana, dini öğrenmeye sevk etmektir. İnsanların dinlerini öğrenmeleri ve yaşamaları ne kadar serbest olursa, bu ülkedeki asayiş ve huzur da o kadar güzel olacaktır. Hapishanelere doldurulan insanlara Risâle-i Nur eserlerinden beslenerek imanlarını kurtarmaya çalışan insanlar eğitimci olarak gönderilse, hapishaneler birer ıslah evine ve bir okula dönüşür. Vatanını ve bu ülkede yaşayan insanları seven onlar için gerçek bir iyilik yapmayan isteyen idarecilerimizin zaman içerisinde bunu düşünmeleri vatandaşlarımızın hayrına olur kanaatindeyim.
Diğer taraftan örgütlü anarşistlerin gençleri kolayca avlamalarına sebep olan zenginler ile fakirler arasındaki uçurumun kapatılması da ancak dinin hükümlerinin bilinmesi ve yaşanmasıyla mümkündür. Nursî, İşârâtü’l-İ’câz isimli tefsirinde şöyle diyor:
“Heyet-i içtimaiyenin hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında boşluk kalmamasıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt-ı muvasalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvasalayı temin eden zekât ve muavenettir. Halbuki vücub-u zekât ile hürmet-i ribaya müraat etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir, hatt-ı muvasala kesilir, sıla-i rahim kalmaz. Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram, itaat, muhabbet yerine ihtilâl sedâları, haset bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları yükselir. Kezalik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkirler yağıyor.
“Maalesef, tabaka-i havastaki meziyetler, tevazu ve terahhuma (merhamet etmeye, sevmeye) sebep iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsan ve merhameti mucip iken, esaret ve sefaleti intaç ediyor. Eğer bu söylediklerime bir şahit istersen âlem-i medeniyete bak, istediğin kadar şahitler mevcuttur.
“Hülâsa, tabakalar arasında musalâhanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmiye’den olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur.” (Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, Darü’l-Mihrab, Germany, s. 46-47)
O halde anarşistlerin gençleri kandırmak için kullandıkları fakirler ve zenginler arasındaki ekonomik uçurumu kaldırmak ancak İslâmın zekât ve sadaka hükmünün yerine getirilmesiyle mümkündür. Bunun için de insanların dinin emirlerini yapmaları teşvik edilmelidir.

Sonuç
Anarşi ve terör, inancın ve dinin hükümlerinin insanların akıllarından ve vicdanlarından sökülmesiyle ortaya çıkar ve yayılır. Çünkü inançsızlık insanlardaki merhamet, şefkat, sevgi, güven duygularını yok eder. İnsanların ifrata varan duygularını ve kuvvelerini ancak İslâmın inanç, ibadet ve ahlâk hükümleriyle sınırlamak ve her türlü anarşiyi önlemek mümkündür. Sadece emniyet kuvvetlerinin silâhlı mücadelesiyle anarşi ve terörün önlenmesi mümkün değildir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin işlediği bir dönemde, en az bir Almanya kadar dine ve dindarlara daha fazla özgürlük tanınmalı, dindar insanların toplumu huzurlu hale getirmesine fırsat verilmelidir. Said Nursî’nin ifade ettiği gibi, dindarların asayişi bozucu değil, asayişi korumaya yardım edici bir rolü olduğu unutulmamalıdır. Dr. Abdullah HAKİMOĞLU / YENİ ASYA GAZETESİ 09-12/07/2006
http://www.yeniasya.com.tr/2006/07/09/lahika/default.htm
http://www.yeniasya.com.tr/2006/07/10/lahika/default.htm
http://www.yeniasya.com.tr/2006/07/11/lahika/default.htm
http://www.yeniasya.com.tr/2006/07/12/lahika/default.htm

__________________

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: