–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Ogün’lerden Bugünlere

Posted by HakanBa Haziran 29, 2007

Ogün’lerden bugünlere


Bebelerin doğduğu gün duaların en güzelinin en güzel halde kabulüne tanık olur cümle âlem. Eli ayağı düzgün, sağlığı sıhhati yerinde bir insan gönderilmiştir yeryüzüne. Kabul edilmiş en güzel duaların, yüreklerde kıpır kıpır kanatlanan ışıltılı umutların ete kemiğe bürünmüş halidir bebek. Sancı yorgunu anne, ufacık ve utangaç bebek gözlerinin içine yığar hayallerinin hepsini. Hayatın yokuşlarında tükenmiş nefesini masum bebek yüzünün sarı ayva tüylerine İsa nefesi gibi üfler. Bebeciğinin acemi bakışların ucunu ayna edinir kendine “ana” kadın. Kalbine serinlikler değdirir bebeğin yanağına sinmiş rahmet dokunuşundan. Yavrusunun ağlayışına her çare oluşunda yeryüzündeki cılız varlığını kalın harflerle yeniden yazar, şehrin varoşlarında ezilip yıkılmış, erkek vurdumduymazlığı ile unutturulmuş biricikliğini yeniden keşfeder “ana” kadın. Yorgun dudaklardan sızan sadece iyiliktir, güzelliktir. Hangi anne yavrusunu katil olmak üzere doğurur, hangi anne bebeceğini kör kurşunların hedefinde sıradan bir ölü saydırmaya razı olur? “Vatana millete hayırlı olsun” umududur anaların uykusuz gecelerinin tesellisi. “Hayırlı evlat olsun” duasıdır müşfik ana bakışlarının şeffaf hâresi. O bebek, delikanlı olacaktır sonra; annesine bakacaktır, babasını mahçup etmeyecektir. Askere gidecek, vatan borcunu ödeyecek, hayırlısıyla tezkere alacak, iş tutacaktır, yolunu bekleyen nişanlısının kalbinde yanıp duran dilsiz ve mahçup hasretleri dindirecektir. Spikerlerin, sanki Mehmetçik kilo ile satılıp alınıyormuşçasına öylesine söyleyip geçtiği “… sayıda asker şehit oldu” haberlerinin içinde sıradan bir rakam olsun diye büyütülmedi o bebek. Bayrağa sarılmış tabutların birbiri ardına dizildiği duygulu cenaze törenlerinin ardından toprağa verilir verilmez eksikliği hissedilmeyen, yokluğu kimseyi rahatsız etmeyen, hatıralarda yer etmeyen, büyütmeye değmeyen, sıradan bir boşluğu doldursun diye ninniler söylenmedi o bebeğe. Şimdiki delikanlıların hepsi, çok değil, 15-17 yıl önce, böylesi bebeklerdi. Yanıbaşımızda büyüdüler. Sokağımızda, mahallemizde yetiştiler. Bu arada, “Ogün bebek” katil oldu; “Soner bebek” tecavüz suçlusu oldu. “İlayda bebek” uyuşturucu bağımlısı oldu. Kendi içimize doğurduğumuz bebeleri 17 yıl sonra “katil” diye arıyorsak, “tecavüz suçlusu” diye anıyorsak, kanlı ve kirli ölümlere ayrılmış üçüncü sayfa haberlerine malzeme edebiliyorsak, masum görebilir miyiz kendimizi? Çekilen tetiklerde bizim de parmak izimiz yok mu? Onca hırsızlık, tecavüz, gasp, kap-kaç olayına o bebeleri biz teşvik etmiş olamaz mıyız? Ben itiraf ediyorum: Yankesici küçük kızların gözlerinin içine içine, babalarının asgari ücretiyle asla alamayacakları pahalı giysileri, arabaları, markaları her gün her gün biz soktuk; çok pişmanız. Tecavüzcü oğlanları, gazetemizde, televizyonumuzda, billboardlarımızda güzel kızların şuh bakışlarını, davetkâr duruşlarını göstere göstere biz tahrik ettik; çok utanıyoruz. Kim miyiz biz? Örgütümüzün adı ne mi? “Ogün bebeleri” saf muhabbetleri ile bağrına basarıp bugünlerde belki de utangaç bir hafızlık talebesi yapabilecek iyi yürekli adamları “gerici” ilan edip ellerini kollarını bağlayan kin-ebesi “laiklik” bağnazlarıyız biz. Uyuşturucunun sıradan kurbanları arasında magazinin çamuruna gömdüğümüz İlayda bebelerin tam da çocuk yaşlarında hayatın anlamını öğrenecekleri din öğretmenlerini “istenmeyen adam” ilan eden sözde “cumhuriyet bekçi”leriyiz biz. Dili ayrı diye, ırkı farklı diye itip kakılan, dışlanan, aşağılanan kardeşlerimizin köylerine şefkat değil silah yığdıkça, “Şeyhmus bebeleri” kandırıp silahlandıran örgütlerin ekmeğine yağ sürdüğümüzü farkedemeyen ulusalcılarız biz. Devletin parasını yolsuzlukla heba eden, umutla doğurulan bebeleri işsiz ve sahipsiz, amaçsız ve parasız bırakıp suç odaklarının ellerine iten utanmazlarız biz. Siyasal kinlerini acemi kızları ve toy delikanlıları okul kapılarında ezerek, aşağılayarak, dışlayarak tatmin eden “toy-kırımcı” zalimleriz biz. Sakın ha, ciddiye almayın beni. Bunca itirafı edebiyat olsun diye yaptım. “Hepimiz suçluyuz” dediysem, empati niyetinedir. Köşeyazarıyız biz. Patronuz. Beyefendiyiz. Hanımefendiyiz. Kibarız. Nazikiz. Hiç nezarete uğramadık ömrümüzce. Polisler bizi tanır. Anneyiz biz. Babayız. Politikacıyız. İktidarız. Muhalefetiz. Suçları kanunda ve devlette arıyorsanız. “başka kapıya…”

http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1&makaleid=822

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: