–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Kemalizm ne kadar güçlü?

Posted by HakanBa Haziran 29, 2007

Kemalizm ne kadar güçlü?

 Metin Karabaşoğlu

(Bu yazı, bir önceki yazıyla birlikte, bundan on yıl önce, 1997 Mart’ının ilk haftasında yazıldı ve Yeni Asya gazetesinde yayınlandı. 2007 baharında, bu iki yazıyı yeniden hatırladım ve sizlerle paylaşmak istedim.)

 

BİR FİKRİN gücü, iktidar sahibi olmak ile kazandığı mevzilere bakarak anlaşılmaz. Bilakis, bir fikrin ne kadar güçlü olduğunun kriteri, iktidara rağmen ayakta durabilmesi ve hatta gelişebilmesidir.
Tevhid hakikatının gücü, işte bu kriter mucibince, tarih indinde defalarca sınanmış ve onaylanmıştır. Nemrut karşısında İbrahim (a.s.), Firavun karşısında Musa (a.s.), yozlaşmış Yahudiler ve Roma karşısında İsa (a.s.) ve de Cahiliyeye karşı Asr-ı Saadet örneklerinde görüldüğü gibi, tevhid hakikati bir iktidar desteğiyle kitleler arasında yayılmamış; bilakis, bu hakikatı söndürmek için elden gelen hiçbir şeyi esirgemeyen iktidarlara rağmen neşv ü nema bulmuştur.
Buna mukabil, yine tarih indinde zaafı sınanmış ve onaylanmış bir dizi fikir de mevcuttur. İbrahim (a.s.) karşısında Nemrut, Musa (a.s.) karşısında Firavun, İsa (a.s.) karşısında Roma, Asr-ı Saadet karşısında Cahiliye, bunun en dikkate değer örnekleridir.
Tarih, bunun başkaca örneklerini de kaydetmektedir. Hind-Moğol imparatoru Ekber’in kurduğu, iktidar zoruyla dayatılmaya çalışılan, İmam-ı Rabbanî gibi bir müceddidin karşısında zindanlara düşme pahasına mücadele verdiği sözümona ‘din-i ilâhî’ bunlardan sadece biridir. Ekber’in devâsâ iktidarı, bu düzmece dinin yerleşip kökleşmesine yetmemiş; bilakis, Ekber’in kendi torunu dahi, itikadı düzgün bir mü’min hükümdar olarak tarihlere kaydedilmiştir.
Keza, Harzemşahlar devletini yıkmaktan başlayarak Afrika kısmı hariç bütün İslâm topraklarını, bu arada hilâfet merkezi Bağdat’ı ele geçiren, yakıp yıkan Moğolların varıp dayandığı nokta, Berke gibi hanların, hatta Hülagu’nun torunlarının dahi İslâm’la kucaklaşmasıdır. Zahirde ezildiği sanılan, zahirde ezmiş görüneni dahi kuşatmış ve kendine kazanmıştır.
Çağlar boyu devam eden bu fikirler mücadelesinin bir veçhesi, vâkıa, yaşadığımız ülke sınırları dahilinde vuku buluyor. Kemalizm adı verilen ve yetmiş küsur yıldır iktidar desteğini elinde tutan bir düşünce sistemi, resmî ağızlara bakılırsa, “hâlâ tehdit altında,” hâlâ “korunmaya ve kollanmaya” muhtaç görülüyor ve bu “koruma ve kollama” ihtiyacı demokrasi ve hürriyet yönünde yeni adımlar atıldığında biraz daha artış gösteriyor, dolayısıyla da demokrasi ve hürriyet noktasında şu ülkede bir adım ileri-iki adım geri modeli işleyegeliyor.
Aslında, başka herşey bir tarafa, bu vâkıanın ta kendisi, Kemalizmin bir fikir sistemi olarak taşıdığı acziyetin ve zaafın delili hükmündedir. Bir fikir muhalefete rağmen yaşayamıyor veya gücünü koruyamıyorsa, bilakis alternatif bir düşünce sistemi karşısında gerileme yaşıyor ve o yüzden gücünü ve varlığını koruması için alternatif düşünce sistemlerine bir had ve yasak koymak icab ediyorsa, vaziyet hiç de parlak değil demektir.
Dolayısıyla da, Kemalizmin bugün güç ve iktidar ile, muhalif düşüncelerin değişik biçimlerde engellenmesi ve sindirilmesi ile sağlanan hakimiyeti, surî ve aldatıcı bir hakimiyet görüntüsüdür.
Nitekim, artık her ağızda dolaşan “takiyye” muhabbetinin varlık sebebi de budur. Yani, hissedildiği üzere, Kemalistlerin sayısı, “Kemalist gözükenler”in sayısından bir hayli azdır. Çokları, gerçekte Kemalist olmadığı halde bu ortamda “Kemalist gözükme”yi tercih etmekte; bu ise, hürriyet ve demokrasinin yerleştiği bir zeminde bu insanların mevcut görüntülerini terk ile asıl düşüncelerine avdet edeceği endişesini beslemektedir.
Buna karşı devletlûların takındığı tavır ise, her nedense, Kemalizmin bir düşünce sistemi olarak taşıdığı zaafların farkına varmak değil. Bilakis, bu gerçeğe sırtını dönerek, muhalif düşünceleri olabildiğince sınırlamak ve susturmak…
Türkiye, o çok arzu edilen “çağdaş uygarlık düzeyi”ni hürriyet ve demokrasi noktasında yakalayamıyorsa, işte bundan dolayı yakalayamıyor.
Lâkin, görülmek istenmese de, vâkıa apaçık ortada duruyor.
 10.05.2007

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: