–=[Muhabbet Fedaileri]=–

Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur.

Bediüzzaman ve eşya ile muhatabiyet

Posted by HakanBa Mayıs 16, 2007

Son zamanlarda medyada, gittikçe yaklaşan ve tedbir alınmadığı takdirde geri dönülemez olacak bir felâketin haberlerini sıkça duyar ve okur olduk. “Küresel ısınma” adı verilen tehlikenin nedeni ise gelişen teknoloji ve sanayi ile birlikte kullanımı artan fosil yakıtların yakılması sonucu atmosfere sorumsuzca ve sınırsızca salınan karbondioksit gazının sebep olduğu atmosferdeki sıcaklık artışı.Her şeyin birbiri ile ilişkisinin ve bağlantısının olduğu kâinatta, küresel ısınmanın sebebini sadece yukarıdaki sebebe bağlamak kolaycılığa kaçmak olur. Küresel ısınma, çağımız insanlarının bir sorunudur ve “çağdaş” insanların tek sorunu da değildir. Vahye sırtını dönen ve kutsalla bağını koparan Batı medeniyetinin insanlığa yaptığı en büyük tahriplerden birisi anlam buharlaşmasıdır. Hayatların anlamlı bir gayesi yoktur artık. Bu anlam kaybının insanların hayat tercihleri, tüketim ilişkileri ve küresel ısınma ile ilişkisi başlı başına üzerinde düşünülmesi, çalışılması gereken bir konudur. Kâinatın anlamının unutulması, insanın bireyselleşmesi, kutsalla bağının koparılması ve kâinata yabancılaşması, tabiatı tüketilecek ve üzerinde hâkim olunacak bir mal ve metâ gibi algılaması ve bunun sonucu olarak onu hoyratça kullanması ve tüketmesi gibi bir çok konunun da beraber ele alınması ile küresel ısınma sorunu üzerine bütüncül bir yaklaşım ve çözüm getirilebilir. Böyle bir çalışma ise bir kitap hacmi kadar geniş olacağından bu yazıda kâinatla nasıl bir muhatabiyet içinde olmamız gerekiyor sorusuna çözüm yolunda fikir vermesi açısından Said Nursî’nin hayatından, eserlerinden bir kaç örnek verilecektir.

Said Nursî düşüncesinde kâinat ve insan bir bütündür; yaratılmış paydasında eşit ve kardeştirler. Zira ikisi de aynı Hâlık tarafından yaratılmıştır, herbirisi kendine özel dilleri ile Allah’ı tesbih etmektedir. Kâinatta insana sunulan ve ihsan edilen her şey ise bir nimettir ve Yaratıcı tarafından verilmiştir. Bu sebeple insan, kâinat ve tabiat üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkına sahip değil, ancak Yaratıcının ona izin verdiği sınırlar içinde kullanım hakkına sahiptir. Bu kullanım ve tasarrufta dikkat edilecek en önemli noktalardan birisi ise iktisattır. Yani her şeyi maksadına uygun kullanmak ve israf etmemek. Bu noktada Peygamber Efendimizin (asm) abdest alırken fazla su harcayan sahabeyi uyarması ve ‘Akan bir suyun kenarında bile olsan ihtiyaçtan fazla su harcaman israf olur’ demesi dikkat çekicidir. İmkânımızın ya da paramızın olması bize israf hakkını vermemekte ve sorumluluk yüklemektedir. Kur’ân’dan ve sünnetten aynı dersi alan Said Nursî de hayatında iktisada azamî dikkat edecek, zaman zaman talebelerini bu noktada uyaracaktır. Abdest için Eğirdir gölünden fazla su harcayan talebelerine “Gölden israf etmeyin” diyecektir. Soğuk bir günde “Kömürle mangalı yak” dediği talebesinin her zamanki kullandığı kömürden bir kaç avuç fazla kömür kullanmasına kızacak ve fazla kömürleri geri aldıracaktır. Bir başka defasında, misafirlere ikram edilen çaydan sonra bardakları toplayan talebesinin yarım küp şekeri bardağa atıp israf etmesine ruhu çok sıkılacak ve talebesini paylayacaktır.

Said Nursî’nin eşya ile olan ilişkisi, modern zamanın insanının eşya ile olan ilişkisinden çok farklıdır. Ortasından kırılan kaşığını, bir talebesine tamire gönderir. Alüminyum olan kaşık kaynak tutmadığı için talebesi yeni bir kaşık alıp kendisine götürür. Bu duruma Said Nursî’nin tepkisi ise şöyledir: “Kardaşım sen bilmiyor musun? Bu kaşık benim kırk yıllık arkadaşımdır.” Bu cümleler karşısında talebesi çaresiz geri döner, bir şekilde kaşığı tamir edip geri getirir. Modern zamanın insanlarının anlamakta güçlük çekeceği bu örneklerin arkasında kâinatla mü’minâne kurulmuş bir ilişki görülmektedir. İnsan bütün kâinatla yaratılış kardeşiyse ve yaratılan her mevcud Rabbini tesbih ediyorsa, hepsine karşı insanın sorumluluğu vardır. Parasının veya gücünün olması, bu sorumluluğu kaldırmamakta ve ona her şeyi istediği gibi kullanma hakkı vermemektedir. Çünkü hakkın kaynağı ve meşrûiyeti Allah’tır. Onun izin verdiklerine insanın hakkı vardır, vermediklerine ise yoktur. Bu aynı zamanda Said Nursî’nin eserlerinin bir çok yerinde yaptığı, Avrupa medeniyeti ile Kur’ân medeniyetinin karşılaştırmasının bir sonucudur. Kur’ân medeniyetinde, güçlü olan değil, haklı olan kuvvetlidir. Ve yaratılan her mevcudun, yaratılıştan, Yaratıcı tarafından kendisine verilen bir hakkı vardır. Aynı zamanda, bu hakkın küçüğü ya da büyüğü yoktur. Allah katında hak haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. İnsan da bu hakka riayet etmekle mükelleftir. Hal böyle olunca insan kâinattaki her şeye, ağaca, böceğe, kuşa, suya, elektriğe… karşı sorumludur ve onların hakkını gözetmek durumundadır. Parasının ya da imkânının olması bir mü’mine bu düşüncelerden dolayı suyu, elektriği, ağacı, kâğıdı, yiyeceği, elbiseyi… kısaca muhatap olduğu her şeyi israf etme ve sorumsuzca tüketme hakkını vermemektedir. Çünkü insan Allah’a karşı her yaptığından ve işlediğinden sorumludur. Sorumsuzca ve gereksizce tükettiği eşyanın hakkından bile!

Avrupa medeniyetinde ise, tam tersi, kuvvetli olan haklıdır. Kâinatın ve hayatın bir anlamı yoktur. İnsan, zevki ve istekleri için tabiatı ve çevreyi istediği gibi tüketebilir. Parası ve gücü varsa, bu kullanıma ve tüketime engel olacak bir engel ya da değer görmez. Bu zihniyetin sonucudur ki modern insana tüketici olmaktan başka bir mânâ veya gaye verememiştir. Bugün karşı karşıya kaldığımız küresel ısınma tehlikesi ya da felâketi de bu tüketim hastalığının sonucudur. Ama artık dünyamız tehlike sinyalleri vermekte ve insanlığı tedbir almaya zorlamaktadır. Burada bir ayrım daha dikkati çekmektedir. Eğer küresel ısınma gibi bir tehlike kapımızı çalmasaydı modern zamanın tüketici insanları tabiatı ve çevreyi istedikleri gibi kullanmakta ve tüketmekte bir beis görmeyecekti. Kâinata mü’mince bir nazar ile muhatap olan Müslüman içinse tam tersidir. O, küresel ısınma tehlikesi olsun ya da olmasın her mevcudun hakkına saygılı olacak ve Rabbinin kendisine verdiği izin dairesinde tabiatla, çevreyle ilişki kuracak, ihtiyacı ve izin verildiği kadar kullanacak, israftan uzak duracaktır.

Her geçen gün biraz daha yaklaşan ve sadece insanlığı değil, dünyadaki diğer canlıları da etkileyecek olan küresel ısınma sorununa çözüm düşünürken günümüz insanının zihniyet kodlarını gözardı edemeyiz. Vahyin nurundan mahrum kalan insanlık kendi sonunu kendi eliyle hazırlarken, çözüm yolunda bütün insanlar gibi Müslümanlara da önemli görevler düşmektedir. Her şeyden önce kutsalla bağını koparmış ve anlam boşluğuna düşmüş insanlığa “insanlığını”, kâinatın ve hayatın mânâsını hatırlatmak elzemdir. Sonra da kâinatla mü’mince bir muhatabiyet kurmanın yolları gösterilmelidir. Tam da bu noktada aramızdan 47 yıl önce ayrılmış olan “muktesid ihtiyar” Said Nursî’nin hayatının ve onun bir asra yaklaşan bereketli ömrünün meyvesi ve mirası olan Risâle-i Nur Külliyatının hepimize, bütün insanlığa söylediği çok şey var.

Murat KURU

14.03.2007

http://www.yeniasya.com.tr/2007/03/14/lahika/default.htm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: